SINAV KAYGIN MI VAR?
- Neslihan Ayan
- 23 Haz 2023
- 3 dakikada okunur
Kaygı genel anlamda bireyin korku verici, yaşamını tehdit edici bir nesneye ya da olaya dair verdiği tepkilerdir. Kaygı normal sınırlar içinde yaşandığında diğer tüm duygular gibi bizim yaşama uyum sağlamamızı, sağlıklı ilişkiler kurmamızı ve kendimizi ifade etmemizi sağlar.
Ancak kaygı kişiye zarar verecek şekilde, kişisel ilişkilerini bozuyor, yapılması gereken sorumluluklara engel oluyor ve kapasitesini ortaya çıkarmasına engel oluyorsa bu durumda işlevsiz, yoğunluğu fazla ve sağlıklı olmayan bir bir duygu olan anksiyeteden bahsetmemiz gerekir. Yoğun kaygı olarak adlandırdığımız anksiyete karşımıza farklı şekillerde çıkabilir. Örneğin; önemli bir konuşma yapması beklenen kişinin topluluk önüne çıkamayacak düzeyde kaygı yaşaması, çok çalışmasına ve ortalama bir zeka düzeyine sahip olmasına rağmen sınavda nefesi kesilen bir öğrenci, sosyal ortamlara giremeyen bir anne veya flört edinmede ve ilişkilerini sürdürmede çok zorluk çeken bir genç.
Peki neden yoğun kaygı duyar ve herkesin çok kolayca yapabildiği şeyleri yapmak konusunda güçlük yaşarız? Sınava giren birçok öğrenci onlara verilen zaman boyunca sorulan soruları cevaplar ve ardından günlük yaşamlarına, derslerine devam ederler. Sınavlar hayatın bir gerçeğidir ve her zaman var olacaklardır. Sınavda nefesi kesilen, derste öğretmenin sorduğu soruya bildiği halde cevap vermekte güçlük çeken, parmak kaldırmaktan ve tahtaya çıkıp sunum yapmaktan rahatsız olan ve sürekli kaçınan öğrencinin yaşadığı bu duruma ne sebep olmaktadır?
Burada odaklanmamız gereken konu, sınavın öğrenci için ne anlama geldiğidir. Çünkü tek başına sınav, kaygı yaratmaya yetecek öğelere sahip değildir. Eğer başarıya çok önem veren bir ailede yetiştiyseniz, sınavlarda başarılı olmak ve olmamak sizin için kendinizi derecelendirmenin bir yolu olmuşsa, “başarılı olamazsam değersiz biri olurum” şeklinde bir irrasyonel inanışa sahip olursunuz. Bu irrasyonel inanış yani düşünme şekli birçok farklı, sağlıksız ve işlevsel olmayan duygu yaratır. Suçluluk duygusu, anksiyete, işlevsel olmayan öfke, utanç ve depresyon gibi.
Sınavlarda başarı göstermeye odaklanmak, başarı ve değerli olmayı eş görmek ve “başarılı olamazsam bu bir felaket olur, rezil olurum” düşünceleri sınav kaygısına neden olan başlıca sağlıksız düşünce yapılarıdır. Düşünceler, duyguyu, duygular da davranışı değiştirir. Bunun yerine koyacağımız düşünce yapısı şu olsaydı; “Sınavlarda başarılı olmayı herkes ister, ben de isterim, ancak başarı gösteremesem de ben değerli bir insanım” şeklinde düşünsedik yaşadığımız kaygının boyutu anksiyete boyutunda olmayacaktır.
Normal sınırlar içindeki kaygı, bireyi uyanık ve gelebilecek saldırılara karşı hazırlıklı kılar. Bu nedenle her öğrencinin sınavdan önce bir miktar kaygı yaşaması, motivasyonel açıdan zarar verici değil hatta sağlıklıdır. Sınav konusunda gerekli hazırlıklarını yapmış, düzenli çalışmış ve çıkabilecek sorulara hazırlıklı olan bir öğrenci kaygısını olumlu yönde kullanmış olur.
Sınav öncesi, anı ve sonrasında nefes almada güçlük, ellerde titreme, kontrolü kaybedeceği duygusu, bayılacakmış hissi, sınavı tamamlayamayacak kadar kötü bir ruh hali belirtileri sınav kaygısı olarak nitelendirilir ve bu durumda şunlar gözden geçirilmelidir:
Sınavın benim, ailem, arkadaşlarım ve öğretmenlerim için anlamı ne?
Sınava verdiğim anlam benim daha az kaygılı olmamı sağlıyor mu, aksine kaygım artıyor mu?
Rezil olmak ne demek?
Başarısız olmak ne demek?
Başarısız olduğumu ispatlayacak kanıtlar nelerdir?
Başarısız olmak beni değersiz bir insan mı yapar?
Her derste başarılı olmak mümkün mü?
Başkaları ne der?
Kendi kendime sınav öncesinde, anında ve sonrasında neler söylüyorum, kafamdan neler geçiyor?
İnsanların aklını okuyor muyum?
Tüm bu sorular sınav kaygısı yaşayan birinin kendine sorması gereken sorulardır. Sınav tek başına bizim kaygı yaşamamıza neden olabilecek bir durum değildir. Öyle olsaydı, tüm sınava giren kişiler sizinle aynı duyguları yaşar, aynı belirtileri gösterirdi.
Burada ailelere düşen görev ise; çocukları sınav sonuçları ile bütüncül değerlendirmemeleri, başarı ile kişiliği hedef alan suçlamalar yapmamaları ve başarıyı değil çabayı ve azmi taktir etmeleri olacaktır. Çocuktan her konuda başarı beklemek sağlıklı bir hedef değildir. Çocukların yetenek, ilgi ve kapasiteleri doğrultusunda değerlendirilmeleri, onların daha sağlıklı bir öğrenme yolculuğunda kalmalarını sağlayacaktır.
Comentarios